Anasayfa / Genel / Umudun Öteki Yüzü Film İncelemesi

Umudun Öteki Yüzü Film İncelemesi

Umudun hiç sönmeyen ışıltısı ve rüzgarda savrulan toz zerresine benzeyen öteki yüzü, bir filmde çok karşılaşamayacağımız nadir zıtlıklardandır. Ama bahsi geçen filmi, Finlandiyalı Yönetmen Aki Kaurismaki yazmış ve yönetmişse, onu az çok tanıyan herkes bu tip zıtlıkların hiç de eşine az rastlanır olmadığını bilir. Bu filmde ”umut” kavramını mevcut olaylar silsilesini tetiklerken göreceğiz. Yani Hollywood sinema kültürünün tam tersi olarak burada umut; en zor durumlarda sığınılan korunaklı bir ev ya da dünyayı kurtaran bir ”deus ex machina” değil. En başından beri önümüze sunulan tek sebep, olaylardan bağımsız değil, olayların kendine bağlı kalmasını sağlayan sistemli bir etki… Bu film umudunu asla kaybetmeyen, amacı uğruna sürekli yer değiştiren bir adamın öyküsü… Bu filmin adı The Other Side of Hope (Umudun Öteki Yüzü).

30 Mart 2017’de Avrupa’da, 10 Kasım 2017’de ise Türkiye’de vizyona giren The Other Side of Hope; dünya sinemasında hatrı sayılır saygınlığa erişmiş yönetmenlerden Aki Kaurismaki’nin, mülteci sorunu üçlemesinin ikinci filmi konumundadır. İlk film Le Havre’den sonra yönetmen bu kez coğrafya değiştirmiş ve yönünü Afrika Kıyıları’ndan Suriye’ye çevirmiştir. 21. Yüzyılın en büyük sorunu olarak kabul edilen ancak yokmuş gibi davranılan mülteci krizi; Fin Sineması’nın soğukluğu ve yönetmenin eleştirel bakışı ile birlikte başka bir boyutta, en gerçekçi haliyle incelenerek dram-komedi şeklinde beyaz perdeye yansıtılmıştır. Bu filmi anlamaya yahut anlatmaya çalışmadan önce altı çizilen satırları hakkında düşünmemiz gerekmekte. Çünkü bu film tek başına bir kurgunun ötesinde, yazılmış bir senaryonun da üstünde, doğrudan içinde bulunduğumuz bir olgunun sadece bir saat kırk dakikalık ufak özeti.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından hazırlanan rapora göre 2016 yılı itibari ile dünyadaki toplam mülteci sayısı 65.6 milyon seviyesine gelmiştir. Zamanın ilerlemesiyle birlikte her geçen dakika 20 kişi daha bulunduğu yerden ayrılmak zorunda kalarak mülteci konumuna düşmektedir. En çok mülteci vermiş ülke 5.5 milyon kişi ile Suriye olurken bünyesinde en çok mülteci barındıran ülke 2.9 milyon ile Türkiye konumundadır. Fakat burada istatistikler yalnızca kağıt üzerindeki lekelerdir. Filmin göçmenlik bürosunda geçen ilk sahnesinde kağıtlar kontrol edilirken, bürokrasinin insana karşı ne kadar kör olduğuna şahit oluyoruz. Bürokrasi ve memurlar için karşısında dikilen kanlı canlı insan değil, belgenin üzerindeki numaralar ve harfler önemli; çünkü bürokrasi yalnızca politikacıların belirlediği ölçüde insanlaşabilir. Bürokrasinin temelinde kağıtlar üzerinde eşitlik vardır. Ancak bürokrasinin dışına çıktığımızda bu kez devreye kişisel fikirler, mensubu olunan ideolojik çevreler ve farklı olanı görmenin verdiği korku girer. Biz yerleşik olanların mülteciliği bir soruna dönüştürmesinin hatta yer yer bu durumdan tiksinmesinin sebebi de; kendimizi toplumsal yönümüzden soyutlayıp varlığından emin olduğumuz problemi çözüme kavuşturmaya çalışmak yerine onu halının altına itelemekte oluşumuzdur. İşte Kaurismaki’nin de parmakla işaret ettiği yönde karşımıza tam olarak kendimiz çıkıyoruz.

İlk sahnede kömür yığınının içinden çıkan karakterimiz Khaled, defalarca yer değiştirmenin verdiği alışmışlık ve umursamazlıkla birlikte kendini gizleme ihtiyacı hissetmeden yürümeye başlar. Açılışı karanlıkta yaptığımız bu sahnenin devamında etrafın aydınlandığını Khaled’in ise Helsinki sokaklarında dolaşarak duş alabileceği bir yer aradığını görmekteyiz. Eğer duş sahnesini simgeselleştirirsek hakkında şunları söylemek yanlış olmasa gerek; her göçmende olduğu gibi Khaled’de de yeni bir yere gitmenin verdiği güven ve arınma hissi söz konusu. Khaled Finlandiya’ya adımını attığı andan itibaren artık her şeyin düzeleceğini düşünmüş olmalı. En büyük amacına burada ulaşabileceği, yıllar sonra ait hissetmesine sebep olacak bir toprak üzerinde yaşayabileceği gibi düşünceler genel bir göçmen psikolojisinin ürünüdür. İnsan var olduğu zamandan bu yana her hareketinde ilk olarak kendi rahatını düşünmüştür, bu insan doğasının başlangıçtan itibaren değiştirmeden muhafaza edebildiği ender iç güdülerinden biridir ve uzun süre de korunmaya devam edilecektir. Duştan çıktığında arınmış olarak gördüğümüz Khaled’in bu yanılgıdan kurtulması çok zamanını almayacaktı. Çünkü Khaled’in hayalleri birer birer sönmeye başlayacak, bununla birlikte Finlandiya’ya asıl geliş amacında da hâlâ bir gelişme olmayacaktır.

Amaç, amaç, amaç ve amaç… Çok sık biçimde Khaled’in bir amacı olduğundan bahsettim peki bu amaç nedir? Khaled’in tek amacı kız kardeşi Miriam’ı bulmak. Evet Khaled’in neredeyse tüm Avrupa’yı dolaşmasının tek sebebi bu. Fakat Kaurismaki’nin bize Miriam üzerinden anlatmak istediği asıl husus, yerini kaybeden bir insanın sürekli arayış halinde olduğu olsa gerek. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi ekseninde bir mülteciyi incelediğimizde, neden sürekli bir arayış içerisinde olduğunu daha net görebiliriz. Kendine yeni bir alan bulamayan, alışılageldik hayatını zorunluluktan geride bırakan bir mülteci, yani Khaled beş basamaklı hiyerarşinin ilk dört basamağından eksik yaşamaktadır. Hatta bazı durumlarda bu basamakların tamamından mahrum durumdadır.

Khaled’in iltica başvurusunun Finlandiya tarafından Haleb’in güvenli oluşu bahanesiyle reddedilmesi sonrası, kaçak durumuna düşen Khaled için her şey buradan sonra başlar. Walderman Wikström’ün yeni açtığı restoranın yanındaki çöplüğü kendi evi ilan eden,  bir de yatak odası yaratarak burayı benimsemeye çalışan  Khaled’in umudunu hâlâ muhafaza edişini bu sahne ile görmekteyiz. Kovulmasına rağmen direnen ve kendinden daha iri birine yumruk atarak bulunduğu yerden ayrılmayı reddeden Khaled ile Wikströn’ü buradan sonra patron-işçi, ev sahibi-konuk gibi ilişki tiplerinin yanı sıra iki birbirine benzeyen dost olarak görmekteyiz. Eşinden ayrılmış, evini terk etmiş, işini bırakmış ve yeni bir umutla işletme açmaya karar vermiş Wikström ile evleneceği kadını bir saldırıda kaybeden, bağlı olduğu topraktan kopmak zorunda kalan, çalışabileceği bir işi kalmayan bu yüzden umuduna sarılan Khaled arasında çok derin bir uçurum olmamalıdır.

Yönetmenimiz mülteci sorununu işlediği bir filmde kendi tarzından da kopmayarak her filminde olduğu gibi Fin hükûmetinin politikalarını eleştirmeye devam etmekte. 2009 ekonomik krizinden sonra kötü gidişatı durduramayan Finlandiya hükûmeti Aki Kaurismaki’nin her filminde hedef tahtasındaki yerini almaktadır. Denetim mekanizmasının, bürokratik engellerin, işsizliğin ve sosyal hayata yönelik politikaların Aki Kaurismaki tarafından iğnelendiğini görebiliyoruz.

İlk defa Fin Sineması izleyecek birinin filmde öncelikle dikkatini çekecek nokta zannımca oyuncuların neredeyse hiç mimik kullanmaması olacaktır. Sürekli sigara içen, kısa cevaplar veren ve karşısındakine boş bir ifadeden başkasını vermeyen Finlandiyalılar, Kaurismaki’nin tuttuğu birer aynadan başkası değil.

Filmde yalnızca bürokrasiyi veya Kaurismaki’nin eleştirilerini izlemiyoruz. Aynı zamanda yabancı olanı dışlama ve onu uzaklaştırmaya çalışmak adına yapılanları da seyredebiliyoruz. En başta Khaled’e karşı sözlü taciz ve darpla başlayan bu ötekileştirme furyası diğer dışlananların gizlendikleri yerlerden çıkarak olaya müdahil olması sonucu atlatılıyor. Fakat tam düğümün çözülmeye başladığını gördüğümüz, zorlukların aşıldığını düşündüğümüz bir noktada iri yarı bir adam elinde bıçağıyla gelerek her şeyi alt üst ediyor. Korktuğu, tiksindiği, küçümsediği ve kapının önüne koymak istediği kişiyi tek bir hamle ile silmeye çalışıyor. Eğer vücudunda bir tümör varsa bunun kesilmesi gerekir; filmin sonlarına doğru gelişen bu olayda aslında çevremizdeki birçok insanın mültecilere nasıl baktığını görmekteyiz. O iri yarı adam, bizim çevremizden biri. Belki her gün konuştuğumuz, selamlaştığımız biri; belki de biziz. Film bittiğinde Khaled, kız kardeşi kimliğini korumak adına güvenliğini riske ederken Wikström ise geride bıraktıklarına yeniden kavuşmuş olarak karşımıza çıkıyor. Khaled’in akıbeti ise seyircinin olaylara bakışına bırakılmıştır. Yaralanan Khaled’in hayallediklerine mi kavuştuğu yoksa tıpkı en başında olduğu gibi zorunluluktan bunlardan da mı uzak kalındığı bilinmemekte. Bu sahne tamamen izleyicinin vicdanına bırakılmıştır. Khaled’i nasıl görmek istiyorsanız, film de öyle sonlanacaktır.

Bir Cevap Yazın

Watch Dragon ball super